Bu seferlik, birazcık (ne birazı yav bayaa) özelime giren konulardan bahsetmek istiyorum sevgili dostlar. Bu yazımda, başlıktan da anlayabileceğimiz üzere lisede yatılılık kavramından ve bu kavramın benim ve yatılılıktan gelen diğer arkadaşlarım üzerindeki çeşitli etkilerinden dilim döndüğünce bahsetmeye çalışacağım.
Sabancı’daki arkadaşlarım için bir dip not vermek istiyorum, sabancı yurtlarındaki hayat yatılılık filan değil. O konuda önce bi anlaşalım. Zira birazdan bahsedeceğim yatılılığın yanında SU yurtlarındaki hayat ve yurt ortamı olsa olsa 3- 4 civarı yıldızlı bir otel kompleksi veya aynı ayarda şirin bir pansiyonda geçirilen bir kaç günlük maceralı ve bol alkollü kaçamaktır benim gözümde. Burdaki ayrımı belirtmeden geçemeyeceğim maalesef.
Öncelikle, yatılılık demek ergenlik demektir sevgili dostlar. Çünkü yatılılığın ergenlik çağında (lise özellikle) yaşananı makbuldür. İşin en tatlı yanı ve aynı zamanda en trajik yönü malesef budur.
Yatılı öğrenciler, ergenlikleri boyunca tam anlamıyla kollektif bir bilinçle yaşar. Birlikte yer, birlikte uyur, toplu şekilde uyandırılır. Yeri gelir yan yana kabinlerde birlikte sıçar (özür diliyorum). Hep birlikte eğlenir. Bir çok işi kendi becermeyi öğrenir erken yaşta. Birlikte büyür en önemlisi. Ergenlik gibi kişinin kendisinin farkına iyice varmaya başladığı ve birey olma yolunda en önemli adımları attığı bir dönemde bu çapta bir kollektif bilinç kişisel gelişimi ne şekilde (olumlu veya olumsuz) ve ne ölçüde etkiler açıkçası bilemiyorum. Ama bilmek de istemiyorum. Çünkü yatılılar bu adımları hep birlikte, korkmadan, abuk subuk bunalım gençlik triplerine girmeden atar. (Ailesiyle de az kavga eder bu esnada (hatta hiç), zira nispeten az görür). Çünkü ne yaşanırsa aslında hep birlikte yaşanır, sonucunda da ortak bir bilinç oluşur. Birinin başına gelen şey aslında herkesin başına gelmiştir ve herkes aynı dersleri çıkarır o olaydan. Birbirinin aynı zamanda en yakınıdır herkes. Çünkü orası gurbettir. Gurbettekiler birbirini kollamalıdır. Birinin başına bir hal gelirse, diğerleri canciğerlerinin başına bir hal getireni Yaşar usta misali çeker vurur, dönüp arkasına bakmaz bile, o derece. İşin ilginç yanı bu bağlılık duyguları asla dillendirilmez. Herkes birbirine olan derin sevgisini içinden yaşar, öteki için üzülecekse sessizce, derinden üzülür.
Neyse bu kadar yatılılık güzellemesi yeter. Biraz da sonuçlarına bakalım.
Öncelikle yatılı insanda dönem kavramı (her ne kadar son yıllarda iyice kırılsa da) yine de çok önemlidir. Bir alt dönem senden küçüktür ve yaş hiç önemli değil, lisenin sonuna kadar daima öyle kalacaktır (yemek sırasında küçüklerin önüne geçebiliyon olm çok süfer). Şimdi bu durum açıkçası algıda ve idrak kabiliyetinde hafif bozulmalar yaratmaktadır. Meselam, yatılı insan üniversiteye başladıktan sonra bir müddet süreyle üst dönem bir kızla onun alt dönemi erkeğinin ilişkisini kafasında konumlandıramaz. Bunun sebebi muhtemelen daha önce karşılaşmamış olmasındandır. “Nası yea? Arada dönem farkı var hacı” triplerine girer, ama sonra alışır, algı problemi kendi kendine ortadan kalkar. (Yaş demiyorum bakın, yanlış anlaşılmasın, dönem farkı burda önemli olan. yani bir 1. Sınıf öğrencisi er kişiyle 3. Sınıf öğrencisi hatun kişi gibi). Ya da üniversitedeki her bireyin aslında konum olarak aynı olduğu, arkadaşlık kurulması hususunda yaşın ve dönemin önemsiz olduğu gerçeğini bir müddet kavrayamaz. Sonradan buna da alışır tabi garibim. Halbuki gayet normal şeyler bunlar.
Yatılı insan geyiği, sohbeti, muhabbeti çok sever. Sululuğa bayılır, ama onu ancak yatılı arkadaşları arasında yapar, onlarla cıvımaktan keyif alır. Mesela toplum içerisinde yeni kaynaşılan arkadaş ortamlarında veya kısıtlamayalım, her hangi bir ortamda genellikle ilgi çekmek için yapılan her türlü abartılı hareketi ve cıvıklığı sığ bulur, kaldıramaz hatta çekemez (bunun sonuçlarına birazdan değineceğim.). Üniversitede yeni girdiği ortamı beğenmez, insanları derinlikten yoksun bulur, çünkü yatılı kişi yatılılık süreci içerisinde enteresan bir olgunluğa bürünür, öyle mezun olur. Sanki sırtında yıllardır tonlarca yük taşımaktadır. Yüzünde, garip ama halinden ziyadesiyle mutlu bir yorgunluk ifadesi vardır.
Yatılı insan çok konuşur, her şeyi, her fikri, okuduğu her kitabı ve gazeteyi çevresiyle paylaşır. Bu sebeptendir ki (kendi kaldığım yatakhaneyi baz alarak bu yorumu yapıyorum) bir çok siyasi kavram ve ideolojiyi üniversiteye gelmeden çoktan öğrenmiş ve tartışmasını yapmıştır. Bir çok insanın adını ilk defa üniversite çağında duyduğu çeşitli politik duruş ve düşünceler hakkında söyleyecek en azından iki çift lafı vardır. Şimdi soruyorum size sevgili dostlar, bu adam üniversiteye gelince (bi de sabancıya gelmiş diyelim) çeşit çeşit ortama maruz kalıyor, nasıl ayak uydursun? Nasıl adapte olsun? İtiraf ediyorum, ben olamadım bir müddet. Derdimi anlayabilecek adamları bulana kadar tabi. Neyse
Bütün bu paylaşım iyidir güzeldir hoştur. Ama en kritik nokta da şudur ki: Yatılı insan teorik olarak dop dolu, pratik olaraksa koca bir 0’dır (yazıyla sıfır). Bu durum, en çok karşı cinsle kurulacak "yakın" ilişki konusunda belirginleşir. Arkadaşlık kurmak açısından hiç bir problem yoktur. Hepsinin en az bir karşı cinsle çok samimi dostluğu vardır (hele bir de o da yatılıysa bambaşka). Ancak konu duygusal ilişkiler boyutuna taşındığı zaman, yatılı insan için sıkıntılı süreç başlar. Post-yatılı, yüksek ihtimal liseyi boş geçmiştir. Acemidir, hepsinden önemlisi tecrübesizdir. Bu durum, cefakar yatılılara erken üniversite yıllarında karşı cinsle daha yakın ilişki kurma hususunda tatsız anılar yaşatmıştır. (Evet lan benim de başıma geldi ne var?)
Yatılı insan, yatılılık sonrası döneminde yeni bir hayata ve dolayısıyla yeni arkadaş ortamlarına alışma hususunda çok ciddi adaptasyon problemleri çeker (yukarda bahsettik). Üniversitede girdiği ortamı, insanları vs. beğenemez. Ciddi derecede bunalımlar yaşar. Kimisi de ciddi anlamda tutunamaz. Okul, hatta şehir değiştirenler olur. Amaa..ne zaman ki post-yatılı, lise ortamının lisede kaldığını anlar ve kafasında durumu çözümler, o zaman onun tedavi ve post-yatılılıktan hayata adaptasyon süreci başlar.
Evet en sık görüştüğüm yatılı arkadaşlarımla çevremizdeki insanlara baktığımız zaman çok değişik bir ergenlik yaşadığımızı kabul ediyoruz. Biz mi gereğinden fazla olgunuz, ergenlik evresini direk mi atladık (ki hiç öyle değil, yok lan öyle bişey) ya da ergenliği hiç yaşayamayıp yetişkin taklidiyle idare eden çakma çocuk-bireyler miyiz kaç sene oldu hala çözemiyoruz. Ama her şeye rağmen biz böyle iyiyiz. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul ediyor ve asla yargılamıyoruz. Bi de çok seviyoruz :D (bunlar naptı lan birbirine yatakhane ayağına dediğinizi duyar gibi oldum, bu faslı kesiyorum hemen). Kendi jargonumuzla birbirimize küfür kıyamet, enseye şaplak, yaşayıp gidiyoruz işte...Onlarsız, kimi zaman kendini eksik hissettiğin bir topluluğa ait olma duygusunu bir zamanlar yaşamış olmak bile yeter benim için.
oha lan. aynı ben
YanıtlaSilyatılı ergenliği üzerine araştırma yapıcam ulan. gaza geldim okuyunca!
YanıtlaSilama şu dediğin doğru, ister istemez yatılıların geç ergenlik süreci üniversiteye kayıyor(adolesanı üçe ayırıyoruz, erken orta ve geç), birçokların lisede bitirdikleri "issue" ları biz anca 3.sınıfın sonuna doğru aşmaya başlıyoruz... sen gene iyisin, en azından başarılı bir üniversite öğrencisi oldun : )
özet geç hacı bu ne yaa =))
YanıtlaSilsaygılar sunarım selom
YanıtlaSilçok güzel toplamışsın konuyu,
hemen arşive atıyorum bu yazıyı...
bu arada;
hmmm... bana bi viski...
Biz yatılıyken,
YanıtlaSilaz mı ense sevdik,sevdirttik...
hep o sağdan soldan gelen berber yanaşmaları bizi hep tetikte tuttu hayatta. Kapı açıldığında içeri sekerek giren kişinin ansızın tırlamasını nasıl kestirebilirdik yoksa. Aramızda az çıtırlar yoktu. Seveyimmiiiii derdik onlara...Bazılarımız daha başka bi tat alırdı bu çıtırlardan tutkuluydu onlara karşı baklava gibi yerlerdi onları...Hepimiz paleydik aslında platonik takılırdık doğalı da bu "Abimmmm" biz ne bilelim aşk meşk işlerini acemiyiz işte. Elalemin dolabına uğrardık selam vermeden önce. Evden gelen birşeyler varsa heyecanlanır hııı hııı diye bağırısırdık sanki bonus kazanmış gibi. Ortak bir bütçemiz bile vardı. Genelde zor durumdaki arkadaşlara yardımcı olmak için toplardık. Sonra verdiğimiz paraları duşların duvarlarında daha bi estetik şekilde görürdük. Her gördüğümüzde ise daha bi değer kazanırdı onlar. Bu konularda profesyonel destek alanlarımız da yok değildi. Bey amcaların hikayeleri vardı onların hayallerinde. Kediler bile sapıtmıştı o ortamda martı falan kalmamıştı o işlerin. Ben 9 ay boyunca su döktüğümü bilirim camdan aşağıya. Girdiğimizde duvara işerdik çıkarken jakujimiz eksikti sadece. Bizle beraber ortamda evrimleşti sanki. Aklımda bir soru kaldı. O küçük mutlu sansar ailesi hala orda yaşıyor mu acaba?
beyler adam haklı.
YanıtlaSil