Kabaca şöyle de bir gösterimi var.

(recycle pyramid -temsili)
Azaltmak olsun yeniden kullanım vs. vs. bunların amacına uygun olduğu sürece gerçekten güzel şeyler olduğunu düşünüyorum. Günümüzde özellikle yurtdışındaki bir çok ünlü şirket kullanılmış ürünlerini yeniden toplamak ve değerlendirmek suretiyle hem ilerideki maliyetlerini azaltıp hem de kamuoyunda pozitif bir imaj çizme gayretine girmekteler (yemezler ).
Tabi işin devletler bazında yeni yeni ortaya konmaya başlanan yeni çevre vergileri konsepti içerisinde "parasını verdiğin, masrafını karşılayabildiğin sürece kirletmeye devam edebilirsin" boyutu, recycle olayının birey nezdinde bir davranış modeline girememesi ve bireylerde bu konuda belli bir çevre bilinci ve geri dönüşüme dair bir motivasyon yaratamamasına sebep olmakta. Eğitim falan tabiki çok gerekli bu durumda.
Neyse, konunun ana hatları çok üstünkörü bir şekilde böyle (özet). Benim asıl geleceğim nokta ise şu. Şimdi bahsettiğim şeylerden sonra yukarıdaki piramide tekrar baktığımız zaman tepede eksik bir nokta var, (saolsun hocamız bu konuya dikkati çekti, ilk benim aklıma gelmedi yani :D) o da şu: hiç üretmemek.
Etrafımızda ne kadar çok gereksiz ürün olduğunun farkındasınızdır eminim. Satın aldığımız bir çok şeyi de aslında farkında olmadan, niye olduğunu anlamadan, adeta şuursuzca alıyoruz. Ne amaçla üretildiğine, tüketicilerin hangi ihtiyaçlarını giderdiğine asla kafa yormadığımız bu ürünler niçin üretiliyor?
Kimi zaman bir ürünü gördüğümüzde kafamızdan illaki geçer "lan bunu da kim alıyo allah aşkına" diye. İşte piramidin aslında olması gereken ilk katmanı. Artık yetkili merci mi desek devletler mi desek, bazı şeylerin üretimine izin verilmemesi lazım diye düşünüyorum. Bir şeyi üretmek, tüketmek, ve onu geri dönüştürmek başlı başına her aşamada muazzam atık yaratan bir süreç. Hiç üretmemek ise bu bahsettiğim sürecin tüm maliyetini ve atık oluşturma sürecini olumluya çevirebilecek bir yaklaşım. Evet tuttum ben bu işi.
Peki hiç üretmemek nasıl olacak ve nasıl sağlanacak? Evet gerçekten çok zor bir şey. Sonuçta içinde bulunduğumuz sistem içerisinde herkesin dilediğince ticari faaliyette bulunabilme hakkı var. Ona da mükemmel bir götümden sallama örneği gerçekleştirerek kendimce dahiyane bir çözüm buldum. Hemen sizinle paylaşıyorum.
Şimdi satılan her şeyin bir satış rakamı ve raporu var. Devlet herkese kota koyar, der ki atıyorum "kardeşim sen senelik 3X tane mal üretiyosun, bu ürettiklerinin minimum X kadarını satamazsan satışlar maliyetini kurtarsa ve kar etsen bile üretime devam edemezsin." Böylece raflarda, galerilerde, dükkanlarda geri dönüşüm sürecine çok uzun süre dahil olmayıp mal mal duran bir çok ürünün mal mal durmasının önüne geçilebilinir ve çevre kirliliği daha oluşmadan müdahale edilebilmiş olunur.
Şimdi tabi bu fikrin her tarafına her türlü eleştiriyi yapabiliriz (tuvalette her aklıma gelen şeyi bloga yazmamalıyım.). Biraz somutlaştırma adına Efes Pilsen'den bir örnek verelim. Satış rakamları hakkında hiç bir fikrim yok, yazdıklarım da gerçeği yansıtmamaktadır. Sadece anlatmaya çalıştığımı kafanızda canlandırmanıza yardımcı olma amacındayım.
Şimdi Efes, yurt dışında çok meşhur bazı biraları burda üretip satıyo (beck's, fosters, miller vs.), bu firmalarla arasında bir çeşit ortaklık var. Bu biraların satışı tabiki normal efes'ten çok çok daha az. Efes, bu yabancı biralar yeterli satışa sahip olmasa da pazar payını kaybetmemek, kaliteli biraya para vermeye gönüllü tüketicilere ulaşabilmek, ve de onları kaybetmeyip başka markalara kaptırmamak için üretimini durdurmuyor diyelim. E bu kez ne oluyor? Efes bu biralardan yaptığı zararı tombul efes satışlarından karşılıyor vs. vs. (Hikaye tamamen sallamasyon bu arada). Ben de diyorum ki raflarda son kullanma tarihi geçeceğine, bu biralar hiç üretilmesin, bu sayede boşu boşuna hiç metal-cam-arpa-su-elektrik-benzin vs. tüketilmesin.
Peki bu plan için ne dediler?
marketingçi vatandaş: Ama bu yabancı biraların ismi var, hedef kitlesi ve müşterisi de var. Parası olan, pahalı bira içmek isteyen insanlar da. Var oğlu var yani. Herkese zorla aynı markayı mı içtirticen?
Cevab: Kardeşim, şimdi öncelikle marka ve ürün çeşitliliğine hayır demiyorum. Ürettiğinin belirtilmiş kısmını satabiliyosan buyur devam et, ama yok sadece ürün yelpazemde herkes için ürün olsun diyosan bi de üstelik onları satamıyosan bu iş olmaz (sallamasyon çözümümüze göre). Bak siz marketingçilerin ve dolayısıyla şirketlerin mücadeleci kimliğini de gaza getiriyorum bu sayede. Öyle ürünler çıkar ki çeşit olarak az olsun ama çok satsın. Aranızda inanılmaz rekabet olsun, kalite artsın, iyi olan kazansın falan filan, bak tam senin sevdiğin ve istediğin şey işte. Tüketici ekseninde bakarsak bu durum temelde gayet tüketiciye yararlı bişey yane.
Teyze: Ama yavrım satılamayan şey üretilmesin diyosun da, bu kadar kişi çalışıyo, ekmek yiyo. ekmeksiz mi kalsın insanlar, yazık değil mi onlara???!!!11
Cevab: Teyze ya hep tartışmanın en can alıcı yeriyle ilgili soru sormak zorundasın dimi. Tüketimi ve ürün çeşitliliğini azaltınca insanların ekmeksiz kalmasını tabii ki ben de istemiyorum. Ama; belki bu vatandaşlarımız şimdi aç kalmayacak, ama ilerde dolaylı olarak torunlarının kıtlıktan belki de yok olma tehlikesi geçiremelerine sebep olacaklar, hangisi daha iyi?
Satışçı: Olm bişey satmıyosa zaten piyasadan çekilir, üretilmez. Neler saçmalıyosun böyle?
Cevab: Bu soruna şööyle dört başı mamur eli yüzü düzgün bir cevabım malesef yok, evet. Sanırım şu anki derdim daha çok: satılmasa da, az satsa da belli stratejik amaçlar için raflarda tutulan, üretimi vs. bir şekilde devam ettirilen ürünler.
Sanırım verdiğim örnekle önermem pek uyuşmuyor, ayrıca üzerinde daha çook kafa yorulması gereken bir konu. Olsun, umarım gene de anlatabilmişimdir asıl anlatmaya çalıştığım şeyi. Kısacası; geri dönüşüm sürecinde reuse, recylcle tarzı uygulamaların önemiyle birlikte işin en başına dönüp hiç üretmeme opsiyonunu da değerlendirmeye almak, geri dönüşüm çemberini tamamlamak ve geri dönüşümü günlük hayatımızda asıl hedefine ulaştırabilmek açısından çok kritik bir hamle olacaktır diyor ve hepinize bol geri dönüşümlü günler diliyorum efendim, sevgiler.
geri dönüşümü tam bilmem,ama bildiğim bir şey var ki bu dünyada ekonomik kriz diye bahsedilen şey; kapitalizmin 'fazla üretim' krizleridir 1830'dan beri.Kapitalizm bu kaos üzerine kuruludur:'plansız üretim'.Milletin parası olmadığı için tüketim yapamadığında üretilen malların koli koli çöpe atıldığı yıllar gördü bu dünya.Sonra n'oldu?Millet, dendi bari tüketim yapsın lan!Bu değirmen üretimle döndüğü kadar tüketimle de dönüyo,evet!Sosyal devlet ve tam istihdam politikaları 80'lere kadar bu işlere yaradı,millet piyasaya girdi,para dolaştı.Sonra birtakım hak/hukuk ve yönetim/yönetişim(governmentality) krizleri sebebiyle neo-liberal politikalara geçildi.Kapitalizmin fazla üretim krizleri bitti mi?Bitmedi.Neden?Bilmem farkettiniz mi, fabrikalar bayramlarda kapanmazlar,vardiyalı çalışma devam eder,üretim devam eder.Bu ihtiyaca yönelik üretimden değil,üretmiş olmak için üretimdir.Neden?Çünkü fabrikayı açma/kapama maliyeti,üretilen ürünün satılmamasında oluşacak zarardan çok çok yüksektir.Kombiyi de hergün açıp kapamamak gerekir,açma kapamada çok gaz yakar.Bu kaba bi maliyet hesabı değildir yalnızca,işin içinde kapı gibi 'meta fetişizmi' vardır.(merak eden için Karl Marx, Kapital 1.Cilt içinde kısa bir makale)Meta fetişizmi içinde değinilmesi gereken en önemli şey, o fabrikaların biraz da insanları/toplumları yönetebilmek için var olduğu ve çalıştığıdır,tıpkı 'fazla üretimin' piyasadaki diğer şirketlerle rekabette 'üretim' faktörünün kontrolünü sağlaması gibi. Kabaca... İktisatçı,ekonomici insanlarsınız!Halledin bu işleri...
YanıtlaSilolm arada enter'a falan bassana yav :D
YanıtlaSilsöylediklerinin hepsine katılmakla beraber, benim meseleyi tartışma pozisyonum her zamanki gibi: yani senin de vurguladığın üzere sistem içerisinde.
yapmaya çalıştığım: var olan sistemin üretim-tüketim dengesizliği ekseninde adeta bilinçli olarak yarattığı bu sorunun (atık yönetimi ve geri dönüşüm), sistem içerisindeki dinamikler ve bu dinamiklerin geliştirdiği yöntemler açısından incelenmesi ve bu olaya, mevcutlarının dışında daha farklı bir perspektiften bakma denemesiydi.
işletmeci adayı olarak olayın kafa yorduğum kısmı, haliyle kıyının bu tarafı oluyo tabi :). geniş bağlama da ökonomiciler bağlasın bi zahmet (politik bilimciler de demiyorum bak :D)
özet yok mu lan ?
YanıtlaSilvarmış, göt oldum.
YanıtlaSil